Kürk Mantolu Madonna
Sabahattin Ali - 1943
Vera'dan Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna isimli kitabından esinlerek yazılmış kitapla aynı ismi taşıyan şarkı. Başarılı bir yapım olmuş. Sözleri için video'nun altına bakabilirsiniz.
İçime döndüm yine
Oysa uzun yollar aldık yabancı bir şehirde
Seninle beraber…
Sense farklıydın
Güzel bir ressam, umursamaz bir portre…
İçime döndüm yine
Ayrılmadım resminin karşısından
Benim Kürk Mantolu Madonnam…
Tesadüfler, ne büyüktüler!
Ne kadar basit göründüler…
Darılmadım, kimseye kırılmadım
Kendime bile…
Oysa uzun yollar aldık yabancı bir şehirde
Seninle beraber…
Sense farklıydın
Güzel bir ressam, umursamaz bir portre…
İçime döndüm yine
Ayrılmadım resminin karşısından
Benim Kürk Mantolu Madonnam…
Tesadüfler, ne büyüktüler!
Ne kadar basit göründüler…
Darılmadım, kimseye kırılmadım
Kendime bile…
Bütün evi hazırladım
Yeni bir dünya yarattım ikimiz için
Sonra mektuplar geldi
Okunmamış hiçbiri
Sona vardığımda
Bir resmin bile yok ellerimde
Ama dün tesadüfen gördüm
Sarışın bir çocuk
Seninle benim
Trende…
Benim Kürk Mantolu Madonnam…
Yeni bir dünya yarattım ikimiz için
Sonra mektuplar geldi
Okunmamış hiçbiri
Sona vardığımda
Bir resmin bile yok ellerimde
Ama dün tesadüfen gördüm
Sarışın bir çocuk
Seninle benim
Trende…
Benim Kürk Mantolu Madonnam…
"Belki dört saatten beri yürüyordum. Ne diye yoldan ayrılıp buraya saptığımın, niçin geri dönmediğimin farkında değildim. Başımın yanması azalmış, burnumun kökünde hissettiğim karıncalanma geçmişti. Yalnız içimde müthiş bir boşluk hissi vardı. Hayatımın en dolu, en manalı zannettiğim bir devresi birdenbire boşalmış, bütün manasını kaybetmişti. En tatlı emellerinin tahakkukunu gördüğü bir rüyadan acı hakikate uyanan bir insan gibi içim çekiliyordu. Ona hakikaten dargın değildim; asla kızmıyordum. Sadece müteessirdim. “Bunun böyle olmaması lazımdı” diyordum. Demek ki beni bir türlü sevemiyordu. Hakkı vardı. Beni hayatımda hiç, hiç kimse sevmemişti. Zaten kadınlar pek acayip mahluklardı. Bütün hatıralarımı toplayarak bir hüküm vermek istediğim zaman, kadınların hiçbir zaman sahiden sevemeyecekleri neticesine varıyordum. Kadın sevebileceği zaman sevmiyor, ancak tatmin edilmeyen arzulara üzülüyor, kırılan benliğini tamir etmek istiyor, kaybedilen fırsatlara yanıyor ve bunlar ona aşk çehresi altında görünüyordu."
Sabahattin Ali'nin "Kürk Mantolu Madonna" kitabında karşılıklı ama karşılıksız bir aşk olayın ana karakterinin ağzından sürükleyici bir şekilde anlatılmış.
Kitabın başlarındaki ve sonundaki "Raif Bey" tiplemesinin farklılığını çok rahat görebiliyoruz. Başlardaki içine kapanık adamın sırrını kitabın sonunda şaşırtıcı bir biçimde çözüyoruz ve bir süre sonra Raif Bey gibi düşünmeye başlıyoruz.
“Göreceksiniz ya,
ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım.
Hakiki hayatım benim için can sıkıcı bir rüyadan başka bir şey değildir.”
ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım.
Hakiki hayatım benim için can sıkıcı bir rüyadan başka bir şey değildir.”
Raif Bey'in siyah kapaklı defteri okunmaya başlandıktan sonra başlıyor asıl "Kürk Mantolu Madonna".
10 yıl kadar geriye gidiyor ve Raif'i daha yakından tanıyoruz.
Hikaye Raif'in sabunculuk öğrenmek için Almanya'ya gitmesiyle başlıyor. Bir süre sonra sıkılan Raif şehirdeki resim sergilerini gezmeye başlıyor. Sergilerden birinde "Maria Puder" imzalı bir resimle karşılaşıyor ve gözünü alamıyor. Sonra kendi kürk mantolu madonnası Maria Puder'in kendisiyle tanışıyor.
"Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim."
Maria Puder güzel ve zarif bir kadın. Geceleri Atlantis isimli bir yerde şarkı söylüyor. Bir gece Raif'le Atlantis'te tekrar karşılaşıyorlar. Raif, Maria Puder'de hayatının aşkını bulduğunu düşünüyor ama Maria Puder Raif'le dostluk seviyesinden ileri gitmemekte kararlı.
" “Neden bana bu kadar dikkatli bakıyorsunuz?” dedi. Bu sual aynı zamanda benim kafamda da canlandı: Nasıl oluyordu da, hiç çekinmeden, bir kadına belki ilk defa olarak bu kadar dikkatli baktığımı aklıma getirmeden, onu uzun uzadıya seyrediyordum? Ve nasıl oluyordu da hala, o bu suali sorduktan ve gözlerini bana çevirdikten sonra bile, cesaretimi kaybetmeden ona bakmakta devam ediyordum. Beni de hayrete düşüren bir cesaretle “İstemiyor musunuz?” dedim.
“Hayır ondan değil, sordum işte… Belki istiyorum da onun için sordum.” "
Raif, aşık olduğu kadını kaybetmemek uğruna Maria Puder'den aşkını gizliyor. Fakat bir süre sonra ikisi de duygularına hakim olamıyorlar. Maria Puder, Raif'i bir daha görmek istemediğini söylüyor.
"Dünyada bir tek insana inanmıştım.
O kadar çok inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak,
bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı."
Maria Puder'in isteği üzerine birkaç gün görüşmüyorlar. Raif tüm bu zaman boyunca Maria Puder'i düşünüyor. Bir süre sonra onun hasta olduğunu öğreniyor. Hastalığı süresince ona bakıyor ve güvenini tekrar kazanıyor.
”Dünya’nın en basit,en zavallı,hatta en ahmak adamı bile,insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!...Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?”
Ama ilişkileri tam rayına oturmaya başladığı zaman Türkiye'den Raif'e babasını kaybettiğini söyleyen bir mektup geliyor. Maria Puder'den ayrılıp Türkiye'ye dönmesi gerekiyor. Bunun üzerine Maria Puder de Prag'a gidiyor.
Şimdi ben gidiyorum fakat ne zaman çağırırsan gelirim... dedi. Evvela ne demek istediğini anlamadım... O da bir an durdu ve ilave etti: Nereye çağırırsan gelirim!
Şimdi ben gidiyorum fakat ne zaman çağırırsan gelirim... dedi. Evvela ne demek istediğini anlamadım... O da bir an durdu ve ilave etti: Nereye çağırırsan gelirim!
Raif Türkiye'ye dönünce de mektuplaşmaya devam ediyorlar. Maria, Raif'e bir sürpriz olduğunu fakat ancak Ankara'ya gelince söyleyebileceğini söylüyor. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra Maria'nın mektupları kesilmeye, Raif'in attığı mektuplarsa Maria'ya ulaşmamaya başlıyor. Yıllar geçiyor, Raif efendi evlenip aile kuruyor.
"Kendimi bilfim bileli bütün günlerimi haberim olmadan ve nefsime itiraf etmeden , bir insanı aramakla geçirmiş ve bu yüzden diğer insanları gözden kaçırmıştım."
Bir akşam Raif Efendi sokakta, Almanya'da kaldığı pansiyonun sahibi Frau van Tiedemann ile karşılaşılaşıyor. Konuşurken Raif Efendi, Maria'nın öldüğünü ve bir çocuğu olduğunu öğreniyor. Ve bu çocuğu Frau van Tiedemann'ın yanında görüyor. Ancak hiçbir şey söyleyemeden Frau van Tiedemann çocuğu da alıp trene binip gidiyor...
Kaynaklar: Google İmages
Kaynaklar: Google İmages

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder